SEN NE ANLARSIN

Sen ne anlarsın?
İnanç, inatla hep yanımda olmak istiyor. Oysa ben dedim yani benim derdim bana yeter. Dur mesaj attı, ne yazdı acaba?
İnanç:
-Günaydın Hayat, 2 saate okulun yanındaki parkta buluşalım.
Tam İnanç'tan beklediğim hamle, kesin Leyla ve Büşra'ya da aynı mesajı atmıştır. Hayır yani sabah sabah park ne alaka? Tamam restoran dese tamam anlarım ama işte restoran bugün açık değil. Ne amaçlıyor gerçekten amacı ne artık ben anlamıyorum ya. İlgilenmiyorum da zaten.
Ama neden mesaj attı? Üstelik neden park yani? Gerçi bunu neden sorguluyorum ki? Sonuçta İnanç demek; mantıksız işlere kapı açmak demek. 
Neyse ne kadar mantıksız olabilir ki? Zaten en büyük mantıksız işlerini gördük. En iyisi 2 saate hazır olup gitmek. Zaten kaybedeceğim bir şey yok yani İnşallah.
Hazırlanmak için 2 saat, zaten öyle çok bir şey yapmayacağım için yeter de artar bile. Evet ilk önce üstüme ne giysem? Şu yeni aldığım kapüşonlu ya da dolapta duran sarı kapüşonlu, ikisi de bence çok güzel, ama yeni aldığımı giysem daha sade ve güzel olur. Altıma da pantolon ya da eşofman. Pantolon zaten rahat değil ve İnanç'a da değmez zaten. Eşofman giyeyim, ama hangisini? Şu eşofman takımının altını mı yoksa dolapta duran gri paçası lastikli eşofmanı mı giysem? Bence çok düşünmeye gerek yok. Önce hangisini alırsam onu ve eşofman takımının altı geldi elime. Neyse bunu giyeyim. Üstüne de koyu yeşil montumu giysem tamamdır. Hazırım işte. 
Dudağımın üstünde yara çıkmış. Hay aksi, tam da sırasıydı. Neyse sorun yok, maske takarım. Hiç belli olmaz. Neyse oyalanmadan çıkayım bari.
Hayat, parka doğru yürüdü. Yanından geçen Leyla:
-Hayırdır Hayat nereye?
Hayat:
-Seni hiç ilgilendirmez. 
Leyla:
-Peki madem. Ben gidiyorum.
Hayat:
-Hadi iyi günler.
Leyla:
-Sana da Hayat.
Hayat, sabah sabah Leyla'yla karşılaştığına göre bugün kötü bir şey olacaktı.
Hayat parka geçip oturdu. İki saat dolmak üzereydi. İnanç gelmeliydi artık. Üst üste bu kadar yalan söylemek insanlığın çok dışında bir mevzuydu. 
Hayat, bunları düşünürken İnanç geldi. İnanç:
-Hayırdır ne düşünüyordun?
Hayat:
-Senin bir daha yalan söyleyip söylemediğini ya senin amacın ne? Dünden beri kızgınım sana zaten. Numaranı bile silmek üzereyken neden bana mesaj atıyorsun?
İnanç:
-Dünkü mevzu benim suçum değil. Tamamen Leyla'nın suçu. Hem neden numaramı silmek gibi bir şey düşündün ki?
Hayat:
-Hayatımdan gereksiz insanları çıkarıyorum. Fazlalıklara gerek yok.
İnanç:
-Beni sevdiğin falan hepsi yalandı yani. Görüyor musun tek yalan söyleyen ben değilmişim.
Hayat:
-Seviyorsam da insan olarak seviyorum yoksa senin gibi gıcık tiplerle işim olmaz.
İnanç:
-Peki madem başka sildiğin birisi var mı?
Hayat:
-Başka gereksiz yok demek ki.
İnanç:
-Leyla ve Büşra senin için gereksiz değil mi?
Hayat:
-En azından mahallemizin kızları, hani birileri gibi dışarıdan gelip de hayatın içine eden tiplerden değil.
İnanç:
-Bana laf sokmakta da üstüne yok.
Hayat:
-En azından ben senin gibi başkasının özel hayatına bulaşmam.
İnanç:
-Tabi canım tabi, şekerpare getirdiğin gece görmüştük bunu. Bu arada o şekerpareyi kim yaptıysa çok güzeldi. Elinize sağlık yani.
Hayat:
-Annem yaptı tabiki bana da gecenin bir yarısı kalkıp götürmesi kaldı. 
İnanç:
-Sen şekerpare sever misin peki?
Hayat:
-Olsa da olur olmasa da olur benim için.
İnanç:
-Benim için de öyle ne tesadüf..
Hayat:
-Sana çok kızgınım biliyorsun dimi?
İnanç:
-Biliyorum ama boşuna kızıyorsun. Benim hiçbir suçum yok.
Hayat:
-Ya köyden geliyorum ve hoşgeldin sürprizi olarak Leyla'yla seni el ele görüyorum sen olsan ne düşünürsün? Ben başkasıyla böyle el ele kol kola takılsam bu seni hastanelik ederdi ama dimi?
İnanç:
-Tamam bak gerçekten çok çok özür dilerim, haklısın. Ama Leyla işte biliyorsun ne kadar yapışık bir kız olduğunu.
Hayat:
-Tamam hadi Leyla yapışık bir kız, Büşra'nın ne işi vardı orada? Hem sen kime sordun da bunları işe aldın yani?
İnanç:
-Büşra da beni merak ettiği için gelmiş, kötü bir amacı yoktu yani.
Hayat:
-Büşra dün bana geldi herşeyi anlattı. Sen bizi kullanıyor musun İnanç ya?
İnanç:
-İnanamıyorum sana Hayat ya? Bunu senden duymayı hiç beklemezdim. Ne inanıyorsun ki Büşra'ya?
Hayat:
-Büşra'yı da kullanıp artık Leyla'yla takılıyormuşsun. Beni de kullanıp Büşra'yla takıldığın gibi yani?
İnanç:
-Hayat yok öyle birşey. Tamam sana yakın olmak için Büşra'yı kullandığım doğru ama hepsi sana yakın olmak içindi.
Hayat:
-İnanç, sevgisiz büyüdüğün o kadar belli ki. Doğru dürüst sevmeyi bile beceremiyorsun.
Bir de çıkmış karşıma hâlâ atıp tutuyorsun. Sen ne anlarsın sevmekten?
İnanç:
-Tamam bak sevgisiz büyümüş olabilirim. Zaten bu hayatta eksiksiz insan var mı? Hepimizin bir eksiği yok mu? Hangimizin hayatı tam mükemmel ki?
Hayat:
-Doğru haklısın. Mükemmel hayat yok. Ama neden yani? Nedenini merak ediyorum sadece, neden ben?
İnanç:
-Herşeyi fazla sorgulamıyorsun sence de? Hayatı çok ciddiye almamak gerek. Biraz akışına bıraksan bak o zaman neler olacak?
Hayat:
-Tamam akışa bıraktım ve benim şuan eve gidip ders çalışmam gerek.
İnanç:
-Ben de geleyim mi?
Hayat:
-Anlamadım.
İnanç:
-Beraber ders çalışırız.
Hayat:
-Yok. Yalnız çalışmak iyi ya. Hem senin de işlerin yok mu bugün?
İnanç:
-Bugün restoran kapalı ya ne işi?
Hayat:
-Neyse sana iyi günler ben gidiyorum 👋🏻👋🏻.
İnanç:
-Sana da Hayat. Selam söyle evdekilere. Gitti ya. Beni duymadı bile. Neden ders çalışma teklifimi reddetti ki? Bence gayet güzel bir teklif. Neyse, neyse bana düşen yine uzaktan sevmek. Artı ben ne anlarım sevmekten zaten?


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İNANÇ VE HAYAT BÖLÜM 40: SEBEBİ YOK SEVGİMİZİN

İNANÇ VE HAYAT BÖLÜM 50; HAYAL VE GERÇEK

İNANÇ VE HAYAT BÖLÜM 49: BİR SEN ÖNEMLİSİN ARTIK