İNANÇ VE HAYAT BÖLÜM 61: KÖY HAYAT'I
İnanç düşünceli ve üzgün bir şekilde:
-Hayat köye gitti. Ya inanabiliyor musunuz beni bıraktı, restoranı bıraktı, hayallerimi yıktı geçti.
Güven:
-İnanç, nedir bu hal kardeşim? Tamam anladık Hayat gitti. Ama nedir bu? Cenazedeyiz gibi somurtup oturmak yakışıyor mu sana?
İnanç:
-Abi cenazedeyiz say. Ya Hayat ne zaman döner sence?
Güven:
-İnanç?
İnanç:
-Beni unuttu bence, ne arayan var ne soran.
Güven:
-Abicim iyi misin sen? Kızın hastası var bu telaşla seni mi düşünsün, hastasına mı üzülsün?
İnanç:
-Abi tamam hastası var, olabilir ama insan bir ben gidiyorum diye arar sorar haber verir yani. Bir haber vermeyi bile çok görecek kadar ne yaptım ben ona?
Güven:
-İnanç, sen iyi misin cidden? Kafayı yeme durumu falan yok dimi?
İnanç:
-İyi sayılır işte. Ne kadar iyi olabilirsem.
Güven:
-Peki İnanç, bir şey olursa söylersin.
İnanç:
-Nereye abi?
Güven:
-İşe. Başka nereye gidebilirim ki İnanç?
İnanç:
-Belki Hayat'ın yanına gidebilirsin yine mesela.
Güven:
-Ne alaka?
İnanç:
-Bilmem abi-kardeş ayrılamıyorsunuz ki.
Güven:
-Bu niye senin bu kadar gözüne batıyor ki?
İnanç:
-Çünkü Hayat benim.......
Aniden telefon çaldı. Telefonu açan Güven:
-Efendim?
Telefondaki ses:
-Alo, Hayat ne oldu biliyor musun?
Güven:
-Sen kimi aradın?
Telefondaki ses:
-Hayat'ı arayıp ne olduğunu soracaktım da sen kimsin?
Güven:
-Kim olduğum önemli değil. Hayat'ı neden aradın?
Telefondaki:
-Merak ettim.
Güven:
-Ben kimim biliyor musun?
Telefondaki teslim olmuş bir şekilde:
-Biliyorum Güven abi.
Güven:
-Söyle o zaman sen kimsin ve Hayat'la ne işin var?
Telefondaki ses:
-Tamam abi. İtiraf ediyorum. Ben İnanç, Hayat'ın gizli ajanı ve sevgilisi olacağım inşallah.
Güven:
-İnanç, sen Hayat'ın hayatında kaç türlü dert var biliyor musun?
İnanç:
-Biliyorum ve yardımcı olacağıma inanıyorum. Ben her şeyi göze aldım.
Güven:
-Sadede gel İnanç, anladık seviyorsun. Ama şuan beni neden aradın yani?
İnanç:
-Hayat, memlekete gitmiş, neden gittiğini merak ettim.
Güven:
-Dayısı hastalanmış onun için gitti yani Hayat senin gibi boş boş takılmıyor. Ailesiyle ilgileniyor.
İnanç:
-Offf tamam abi anladık gidiyorum. İnanç üzgün bir şekilde apartmandan çıkar.
********************************************
Hayat ise çoktan köye gelmiş. Dayısının evinde kuzenleriyle koltukta oturuyordu.
Dayısı hasta olduğunu hiç kabul etmiyordu. Köyden dayısının durumunu duyan herkes hasta ziyaretine geliyordu.
Hayat, kalabalıkta anneannesinin ona karışmasını hiç sevmiyordu. İster istemez anneannesine gıcık oluyordu. Çünkü anneannesi Hayat'ın özgür bir birey olmasından rahatsız oluyor gibiydi. Hayat, 2 günde bundan bıkmıştı. Anneannesi öyle bir karışıyordu ki Hayat anneannesine düşman gözüyle bakıyordu artık. Yani çünkü tuvalete gitmek için ayağa kalksa bile anneannesi hemen;
-Ne oldu? Nereye gidiyorsun? Otur, gibi komutlar veriyordu.
Hayat sırf bu yüzden köye gelmeyi sevmiyordu. Çünkü köye gelmek demek; başkalarının eline onu istediği gibi eleştirecek fırsatı vermek demekti. Başkasının onu eleştirmesi de en sevmediği şeylerden biriydi. Ama maalesef ki dayısı için bunlara katlanmak zorundaydı.
Ama dayısına her bakmaya gelen de nedense Hayat'ın hastalığından bahsetmeden duramıyordu. Hayat sırf bu konuşulanları duymamak için başını telefondan kaldırmıyordu.
Telefonunun şarjının bitmesi şu an için en korktuğu şey olabilirdi. Burada ailesi dahil kimse için Hayat yoktu. Hayat herkes için hastaydı. Herkesin gözünde hasta olduğunu bilmek yetmezmiş gibi gerçek anlamda şifayı kapmıştı. Grip olmuştu. Ağzı, burnu akıyordu ve sesi değişmişti. Öksürük nöbetleri tutuyordu ara sıra. Evvelsi gün hoca diye biri gelmişti. Onlar öyle otururken kalabalıkta bir anda Hayat öyle bir öksürüğe tutuldu ki öksürdükçe daha çok öksürdü, yani artık o kadar çok öksürdü ki öksürmekten nefes alamadı. Herkes herşeyi bırakmış Hayat'a bakıyordu. Hayat hem çok utanıyor, hem de çok öksürüyordu. Sonra bir şekilde su içti, burnunu sildi geçti.
Hayat'ın öksürüğü geçince herkes rahat bir nefes aldı. Hoca duaya başladı. Hayat, hâlâ arada öksürüp duruyordu.
Hayat, duadan sonra öksürüğü kesilince annesine döndü.
Hayat:
-Kim bunlar? Tüh rezil olduk görüyor musun!
Annesi:
-Köyümüzün hocası, yanındaki de hocanın dayısı oluyor. Öksürüğün rezilliği mi olur? Hem senin hasta olduğunu herkes biliyor yani şuan, canını sıkma.
Hayat:
-Of ya. Çok can sıkıcı bir durum. Boğazım acıyor. Sesim gitti ve öksürüğüm var. Üstelik burnum akıyor. Rezalet durumdayım şuan.
Hoca dua edip kalktılar.
Akşam yemeği vaktiydi. Yemeklerini yiyip çaylarını içtikten sonra yine misafir geldi. Hayat'ın hiç tanımadığı kişilerdi. Keyifli bir akşam oldu herşeye rağmen. En büyük dayısıyla oyun falan oynadı.
Ertesi gün kuzeninin kuzenleri geldi. Gelen bir kız Hayat'ın sinirini bozmuştu. Yine de her şeye rağmen kızların yanında olmaya kendini yakıştıramasa da yanlarından ayrılmadı. Ortamdaki en büyük genç kız Hayat'tı ve maalesef köyde hiç bir işe yaramayan da Hayat'tı. Dayısı bugün hastaneye yatmıştı. Hayat kızların yanında öyle bir sıkılmıştı ki "nereden geldim ben buraya"der gibi etrafa bakıyordu. Sıkıntıdan telefonundan sürekli birilerine durum bildirir olmuştu. Hiç bir şey paylaşmayan Hayat artık güzel ne görürse paylaşıyordu.
Annesi, Hayat'ın neden sıkıldığını anlamış olacak ki kızını kenara çekip konuştu:
-Seni hiç iyi görmüyorum. Neye canın sıkıldı? Birisi birşey mi dedi?
Hayat üzülerek:
-Birisinin birşey demesine gerek yok. Ben burada rahat değilim anlamıyor musun? Ya ayağa kalksam anneannem habire otur diyor. Ya bunlar beni niye kısıtlıyor? Ben hasta olduğumu hissetmiyordum bile İstanbul'da, burada ne oldu böyle?
Annesi:
-Yani haklısın ama onlar bilmiyor. Yani biraz duymazdan gel. Üstelik oradaki kızların hiçbirinden aşağı değilsin sen yani. Benim gözümde sen herkesten daha iyisin.
Hayat:
-Ama burada öyle olmuyor işte offf. Keşke gelmeseydim ya.
Annesi:
-Sorun yok biraz dayanıcağız dayın için. Üzme sen kendini. Tamam mı bak şimdi geç otur. Anneanneni çok ciddiye alma, yaşlı sonuçta, ne dediğini bilmiyor o. Şimdi git öp özür dile.
Hayat:
-Ben, yani niye? O bana laf söylüyor habire ya zaten öyle bir durumda ki benim burada olmam bütün acıları hatırlatıyor sanki. Offf ya keşke hasta olmasaydım.
Annesi:
-Ne alaka senin hasta olmanla?
Hayat:
-Ben hasta olduktan sonra herşey başladı çünkü. Ben tam iyileştim dedelerim öldü. Sonra yengem öldü. Şimdi de dayım... Ya hepsi benim suçum. Ben hasta olmak yerine ölseydim belki hiç kimseye bir şey olmazdı.
Annesi:
-Asıl sen ölseydin herkese birşey olurdu. Ya sen beni düşünmüyor musun? Evlat acısı ne kadar zor birşey biliyor musun? Allah kimseyi evladıyla sınamasın.
Hayat:
-Amin.
Hayat gözyaşlarını silip yüzüne su serptikten sonra içeri döndü.
Annesi:
-Hadi bakalım. Anneannene de çok kulak asma.
Hayat, içeri girdikten sonra telefonunu kurcalamaya başladı. Anneannesi tam o sırada Hayat'tan bahsetmeye başlayınca ister istemez morali bozulan Hayat'a yengesi:
-Sen onu duyma, boşver gel yanıma.
Hayat, yengesine hak verdi ve yapılacak bir şey olmadığı için onların koltuğuna geçti. Şimdi anneannesini karşısına almıştı. Anneannesi de artık çok şükür başka bir konuya dönmüştü. Bir önemli soru daha anneannesi konuşacak bu kadar şeyi nereden biliyordu? Çünkü köyde ne olup bitiyorsa haberi vardı.
Akşam büyük dayısı geldi. Büyük dayısının kızı yoktu. İki büyük oğlu vardı ki onlar da okulu bitirmiş bir işe girmiş çalışıyordu. Büyük dayısı herkese türlü türlü şakalar yapardı. Hayat, büyük dayısını çok severdi ki şimdi daha çok, büyük dayısıyla türlü türlü oyunlar oynadı ve eğlenceli bir akşam geçirmişti.
Ertesi gün akşama doğru küçük dayısı İstanbul'dan hastaneye gelmişti. Hastanede abisinin durumunu öğrenen küçük dayı, oradan köye geçmişti.
Hayat, küçük dayısını da çok seviyordu. Küçük dayısı bazen gıcıklık yapsa da özünde iyi bir adamdı. Bilmediği bazı konularda fikir yürütmese aslında daha iyi olabilirdi. Ama işte onun da eğlenceli tarafı buradan geliyordu.
Hayat, köye geldiğinden beri annesini sadece akşam saatlerinde ve gece doğru dürüst görebilmişti. Annesi, ineklerin yanına gidiyor, köyün bütün yükünü omuzlarına almıştı. Hayat, onu da anlıyordu, dayısının yokluğunda dayısının aklının burada kalmaması için yapıyordu annesi. Bu durumda Hayat'ı biraz ihmal etmiş olsa da abisi için herşeyin değeceğine inanıyordu.
Sonuçta aile demek zor durumda birbirlerine yardımcı olmayı gerektiriyordu. Bir kardeş zor durumda kalınca diğer kardeşler birlik olup onu yeniden ayağa kaldırmayı amaç edinmeliydi. İnanç'ın kimsesi olmadığı aklına gelince Hayat üzüldü. Yani bazen sevmese de hep kavga etse de bir kardeşinin olması insanın en büyük servetiydi bu hayatta. Can'la çok konuşmasa da bu onu çok sevdiği gerçeğini değiştiremezdi.
Hayat'a bir mesaj geldi. Mesajı açtığında çok şaşkındı.
-Selam Hayat, nasılsın? Ne yapıyorsun?
Hayat, bana kim böyle mesaj atar diye düşündü. Belki de yanlışlıkla atılmış bir mesajdı. Hayat'ın nasıl olduğu ve ne yaptığı kimseyi ilgilendirmezdi. İlgili olan kişilere mesaj atıp haber vermişti zaten. Yanlışlıkla atıldığını göz önünde bulundurarak numarayı engelledi.
İnanç da mahallede yalnız dolaşıyordu. Hayat'ın onu her yerden neden engellediğini hiç anlayamıyordu. Belki de en başından beri arkadaşlarına inanıp Hayat'ı yalnız bırakması gerekiyordu. Ama görev icabı hep takipte olması gerekiyordu. Lakin Hayat şimdi başka bir şehirdeyken bu mümkün değildi.
İnanç, Hayat'ın yanında olmak için köye gitmeye karar verdi. Ama bir sorun vardı ki Hayat'ın memleketi acaba neresiydi?
Hayat, köye geleli bir hafta olmuştu. Köy hayatı Hayat'a göre değildi. Lavaboya gittikten sonra elini yıkamak istese su buz gibiydi. Evde şöyle odaları bir gezmek istese mutfak harici odalar buz tutuyordu. Bu havalar İstanbul'da doğmuş büyümüş hassas bir bünyeye göre değildi. Hayat, köyün ne havasından ne suyundan ne de bazı dedikoducu insanlarından dolayı İstanbul'a gitmek için gün sayıyordu. Lakin dayısı hastayken eften püften sebeplerden ötürü buradan gitmek de çok mantıklı değildi. Sonuçta dayısının iyi olması şuan her şeyin üstünde bir değer taşımaktaydı. Hayat korkuyordu çünkü dedesi ölmeden hastayken gelmişti ve sonra sınavlardan ötürü ki o zaman üniversite sınavına girecekti. Dedesinden izin alıp ben gidiyorum demişti. Dedesi de onu tanıyamamıştı da Hasan diye tarif etmişti. Dedesiyle arası çok iyi değildi zaten. Ama son zamanlarında yanına çağırması falan sevgisini göstermesi falan Hayat'ı çok etkilemişti. Bu olanlardan şu dersi çıkarabilirdi; hâlâ yaşayabiliyorken hâlâ yapabiliyorken yapabileceğin herşeyi yapacaksın. Sevgini her an göster sevdiğin kişiye, bugün yanında olanlar yarın olmayabilir. Bugün aklına geleni erteleme, yarın yapacak takatin kalmayabilir.
Hayat bir yol biz sadece trendeki yolcularız. Nereye gitmemiz gerekiyorsa hayat bizi oraya sürüklüyor. Herşey yine olacağına varıyor ne demiş şair; "Herşeye canını sıkma ey gönül, Ne bu dertler kalıcı ne de bu ömür"
Hayat, herşeyin düzeleceğine inansın yeter ki bazen kötü şeylerin de güzel şeylere vesile olduğunu bil. Yani mesela Hayat için hastalanması kötü bir şey hâlâ daha bunun kötü bir şey olduğuna inanıyor ama hastalığı sayesinde neler başardığının, bu hastalıktan ailesinin ve kendisinin neler öğrendiğinin farkında değil. Ben hastayım, benden bir şey olmaz diyip kendisini geri çekiyor ama bir şeyi aklına koyduğu zaman mutlaka yapıyor ve hastalığını görmüyor bile. Yani hastalığına rağmen aslında herşeyi yapabilecek gücü var ama millet şunu der, millet bunu der, böyle yaparsam bana kızarlar vs. gibi düşünceler yüzünden yapmak istediği şeyden bile vazgeçebiliyor bazen. Ama bundan kurtulması gerekiyor.
Milleti çok takmaması gerekiyor.
Ama maalesef ki burası köy burada herşeyi uluorta konuşan var.
Yorumlar
Yorum Gönder