İLK ÇALIŞMA GÜNÜ
Hayat, sabah restorana geldiğinde restoranda İnanç ile karşılaşınca şok oldu ve dışarı çıktı.
Kendine geldiğinde:
-İnanç senin ne işin var burada? Hani nöbetleşe geliyorduk?
İnanç:
-Ben öyle bir şey dediğimi düşünmüyorum. Üstelik burası benim restoranım sen sadece ortak oldun hatırlatırım.
Hayat:
-İyi aman kontrol et restoran senin sonuçta.
İnanç:
-Ettim zaten sabahtan beri buradayım sonuçta. Sıra sende.
Hayat:
-Peki öyle olsun.
İnanç:
-Senin söylediğin şeyleri de sipariş ettim yarın gelir.
Hayat:
-Aşçı da buldun mu?
İnanç:
-Aşçıya gerek var mı?
Hayat:
-Bence var bir restoranı aşçısız düşünebiliyor musun gerçekten? Bulaşıkçı falan da bulman lazım üstelik baksana bomboş restoran açmışsın.
İnanç:
-Sana beğendirmek gibi bir lüksüm yoktu çok afedersin de yani ortak oldun diye de hep eksiklerimi söylemek zorunda değilsin.
Hayat:
-Öyle mi İnanç bey? Ben de diyorum neden İstanbul'da bu kadar iyi restoranlar varken ben neden burada çalışıyorum? Sence de saçma değil mi? Amacın ne İnanç?
İnanç:
-Ya bak tamam burada çalış ama bana çok karışma yani hep eksiklerimi söylersen buraya kim gelsin ki?
Hayat:
-İnanç bak sen hiç anlamadan dinlemeden mahalleyi tanımadan bu restoranı açmışsın. Bu ne demek yani burada kimse seni tanımıyor. İşlek bir caddeye açsan neyse buraya kim gelir?
İnanç:
-Sen bana biraz fırsat verirsen herkes gelir. Dolar taşar burası.
Onlar konuşurken Can aşağıdan bağırmaya başladı:
-İnanç abi!!
Hayat:
-Aha bir bu eksikti şimdi ne yapacaksın?
İnanç:
-Ben birşey yapmayacağım, sen gidip saklanacaksın, ben de Can'ı çağırıp konuşacağım?
Hayat:
-Nereye kadar böyle gizli saklı iş çevireceğiz?
İnanç:
-Personellere bir ortağımız olduğunu söyleyene kadar...
Hayat:
-E sonra... Ne yapacağız?
İnanç:
-Sonra artık gizli olmaktan çıktığın için sen de normal bir ortak olacaksın.
Hayat:
-Peki ne zaman söylemeyi düşünüyorsun?
İnanç:
-Can'a mı bütün personellere mi?
Hayat:
-Ne fark eder ki?
İnanç:
-Saat fark eder mesela, önce Can geliyor çünkü buraya.
Hayat:
-Can nasıl önce geliyor ya? Okuldan önce buraya mı geliyor?
İnanç:
-Valla onu Can'a soracaksın? Sonuçta kardeşin yani, ben senden iyi bilemem.
Hayat:
-Can'ı çıkarmayı düşündün mü peki?
İnanç:
-Niye düşüneyim ki?
Hayat:
-Sana 1 aileden 1 kişi yeter bence çünkü. Can burada çalışmasın.
İnanç:
-Bu da yeni kural mı? Üstelik sen çalışan değil işveren konumundasın şuan. Çalışan gibi hissetmene üzüldüm.
Hayat:
-Ticarette böyle bir kural vardır bilmiyor musun? Bir aileden iki kişi aynı anda aynı yerde çalışamaz.
İnanç:
-Merak ediyorum çalışırsa ne olur?
Hayat:
-Ne sen sor ne ben söyleyeyim. Çok kötü tartışmalar, gerilimler yaşanabilir burada.
İnanç:
-Hımm. Ben zaten gerilmeye alışığım demiyorsun da. Başkalarını kendi suçlarına alet etmene gerek yok.
Hayat:
-Sen benim gerilim çıkardığımı nerede gördün?
İnanç:
-Ooo, yalnız öyle bir soru sordun ki sanki hiçbir gerilim yaşamamız gibi. Düğünde gerildin ilk olarak, bizim masamıza oturma diye bağırdın herkesin içinde, sonra piknikte gerildin çektin gittin, sonra Gül'ün evinde ben konuşmaya gitmiştim orada bağırdın bana çektin gittin mahalleden, sonra ben kaza geçirdim hastaneye geldin gösteriş için bence hastane odasında yine kavga çıkardın, sonra hastaneden eve geldim seni aradım geldim diye telefonu yüzüme kapattın, sonra mektup yazdım barışalım diye bana niye mektup yazıp uluorta kapıya koyuyorsun diye bağırdın, sonra işte sınavda yanına gittim sınav nasıl geçti diye sordum sen iyi geçti dedin sınavdan sonra ne yapıyorsun dedim sanane dedin ve kalktın annene şikayet ettin, sonra bitmedi daha var, sonra Can bizi maça çağırmıştı izleyici olarak geldiniz kızlarla ama maç sonrası beni herkese rezil etmek için elinden geleni yaptın, sonra kendimi affettirmek için yemeğe çıkardım seni ne güzel evden aldım falan ben nereden bileyim elektriğin gideceğini sanki elektriğin kesilmesinin suçlusu benmişim gibi gece boyu kavga ettin benimle. Bu kavgalar nereye kadar Hayat, biz hiç güzel güzel konuşamayacak mıyız?
Hayat:
-Haklısın ama ben de haklıyım kendi açımdan yani sen hep seninle ilgilenmemi istiyorsun ama benim de kendi hayatım olduğunu, benim bir öğrenci olduğumu unutuyorsun. O gün ben ders çalışmak için masaya tam oturmuşum sen arayıp aşağı gelmemi istiyorsun, gel de kafayı yeme! Sonra neyse ben yine geldim sen bana bu kez diyorsun gel yemeğe gidelim. Nereden çıktı bu yemek falan onu anlamadım. Sonra biz buraya geliyoruz, tabii etrafta kimse yok her yer karanlık ve çok ıssız. Sonra sen diyorsun geç otur ben yemek var mı bakayım, sonra ben tabi çok korktum o gece dedim birbirimizi kaybetmeyelim falan sonra birlikte mutfağa girdik tabi elektrik yok diyorsun da bu ocak nasıl çalıştı da parmağım yandı orasını anlamadım. Ve hâlâ da hiç suçun yokmuş gibi karşımda durabiliyorsun. Beni ortak yaptın sözde ama kime göre neye göre belli değil. Birisi gelince saklan diyorsun ama ne zaman normal bir ortak olacağıma cevap veremiyorsun?
İnanç:
-Bilmiyorum çünkü yani ilk defa bir ortağım oluyor yani?
Hayat:
-Bende bunu diyorum neden herşeyin ilkini bende yapıyorsun?
İnanç:
-Çünkü seni çok seviyorum❤️♥️❤️♥️❤️.
Hayat:
-Hadi lan oradan sen kim beni sevmek kim?
İnanç:
-İyi misin Hayat ya daha dün sende beni seviyordun?
Hayat:
-Hâlâ seviyorum❤️♥️♥️♥️❤️♥️♥️♥️ ama sevgimi kalbime gömüp hayatıma devam etmem gerekiyor.
İnanç:
-Hayat, beni yanında istemiyor musun?
Hayat:
-İnanç, ben öyle bişey mi dedim? Hem nereden çıktı? Bak biz aynı restoranı işleticez artık.
İnanç:
-Hiç öylesine önceden çok git demiştin ya ondan herhalde.
Hayat:
-Artık gitmeni istemiyorum. Hep burada kal, hep yanımda ol istiyorum.
Onlar tatlı tatlı şakayla karışık konuşurlarken Can gelir:
-İnanç abi! İnanç abi!
İnanç, Hayat'a dönerek:
-İstersen sen kapıyı aç kardeşine.
Hayat:
-Kapılar elektrikli değil mi? Otomatik yani? Niye inip açayım ki?
İnanç😅:
-Doğru. Unutmuşum.
Hayat:
-İlahi İnanç ya beni denedin bilmiyoruz sanki?
İnanç:
-Evet. Deneyden geçtin. Tebrikler.
Hayat:
-Neyse Can geliyor ben arka odaya geçeyim artık.
İnanç:
-Arka odada......Neyse boşver.
Hayat:
-Ne var arka odada İnanç tencere mi tabak mı?
İnanç:
-Yani öyle bir şey, neyse Can geldi. Sen geç odaya.
Hayat arka odaya geçerken Can restorana girdi.
Can:
-Yeni personel mi aldın abi?
İnanç:
-Öyle birşey, otur şuraya anlatacaklarım var. Ben restoranda bazı değişiklikler yapmak istiyorum. Bu yüzden mutfağa bir aşçı ve bulaşıkçı, buralara da temizlikçi gerek. Üstelik artık restoranımızın bir ortağı da var. Onun isteği üzerine buraya yeni ve modern bir hava katmayı amaçlıyoruz.
Can:
-Ortakla ne zaman tanışacağız?
İnanç:
-Ne zaman tanışmaya müsait hissederse kendisi tanıtır size kendini? Ayrıca belki tanıyorsunuz, olamaz mı?
Can:
-Kim acaba? Çok merak ettim.
İnanç:
-Boşver Can ya nasılsa er geç tanışırsınız. Hem ne demişler; fazla merak, küpüne zarar.
Can:
-Doğru o halde mutfaktaki işime döneyim en iyisi.
İnanç:
-Aynen öyle Can. Hadi kolay gelsin.
Can'ın mutfağa geçmesiyle Hayat arka odadan çıktı.
İnanç:
-Bak görüyor musun? Seni sormadı bile bugün. Demek ki burada çalışman çok sorun teşkil etmiyor.
Hayat:
-Ben şimdilik sorun olacak demedim ama yani öğrenince başımız çok büyük derde girecek haberin olsun.
İnanç:
-Aklıma bu durumu çözecek harika bir fikir geldi.
Hayat:
-İnşallah bu sefer saçmalamazsın. Söyle nedir planımız?
İnanç:
-Sen bu restoranın palyaçosu olabilirsin mesela.🤡
Hayat:
-İnanç gerçekten saçma bir fikirle geleceksin demiştim dimi? Beni yanıltmadığın için teşekkür ederim.
İnanç:
-Saçma ama kılık değiştirirsen kimseye yakalanmadan buradaki işini rahatlıkla yapabilirsin. Üstelik sadece yüzüne maske takıcaz, ne var ki bunda?
Hayat:
-Yakalamak isteyen her türlü yakalar. Ben çok sakarım biliyorsun yani😅.
İnanç:
-Daha iyi bir çözümün varsa buyur söyle yani benim alternatif çözümüme laf etme.
Hayat:
-Ya tamam ama sesimi nasıl değiştireceğime dair bir fikrin var mı? Sonuç olarak herkes benim ses tonumu biliyor.
İnanç:
-Bu güzel sesi kim unutabilir ki? Bence sesini değiştirmeye gerek yok.
Hayat:
-Ay İnanç ya bunu nasıl romantizme bağladın?
İnanç:
-Bağlarım ben, neyse sana şimdi arka odadaki maske koleksiyonumu gösterme vakti.
Hayat:
-Ben de sana maske koleksiyonumu gösterebilirim.
İnanç:
-Senin de mi maske koleksiyonun var?
Hayat:
-Senin oluyor da benim neden olmasın?
İnanç:
-Sen de mi boş zamanlarında ajanlık yapıyorsun?
Hayat:
-Ne alaka şuan? Hem maske sahibi olmak için illa kötü işler çevirmeye gerek yok.
İnanç:
-Nasıl maskelerin var mesela?
Hayat:
-İki tarafına kulaklarını geçiriyorsun, ortasını da burnuna göre ayarlıyorsun. Tek çeşit ama birsürü maskem var.
İnanç:
-Bunlar yeni model galiba?
Hayat:
-Yok 2014 model. Sadece renkleri değişebiliyor bazen. Kullanım mantığı aynı. Ben zorla da olsa bayadır kullanıyorum. Herkes tip tip bakıyor ama olsun.
İnanç:
-Sen benimle dalga mı geçiyorsun yine?
Hayat:
-Dalga geçmiyorum ama baya güzel dinlettim kendimi dimi?
İnanç:
-Ben seni her zaman pür dikkat dinliyorum zaten.♥️❤️♥️❤️♥️❤️♥️❤️♥️
Hayat:
-İnanç, biz bu oyuna devam edersek çok kalpler kırılacak. En iyisi sonlandıralım bu işi burada. Ben seni görmedim, duymadım, tanımıyorum. Sen de beni görmedin, duymadın, tanımıyorsun.
İnanç:
-Hayat, bak ben seni çok seviyorum mahalleye geldiğimden beri birlikte olmayı bekledim. Şimdi birlikte olabiliyorken neden ayrılıyoruz ki?
Hayat:
-İnanç bak sen bana geldiğinden beri üst üste birsürü yalan söyledin ve ben bir ömür boyu bana yalan söyleme ihtimalinle yaşamak istemiyorum. Nolur anla beni.
İnanç:
-Hayat, bak bir daha ne olursa olsun yalan söylemek yok. Seninle yalanlardan arınıp gerçek bir hayatı yaşamak istiyorum.
İnanç dizinin üstüne çökerek:
-Benimle evlenir misin Hayat?
Hayat şok oldu. Çünkü hiç beklemiyordu. Hayat:
-İnanç, bence okulum bitene kadar birşey düşünmeyelim. Ama dersen ki bu işin adını koyalım artık diyorsan bu akşam bize gel söz keselim. Ama acele etmeye gerek yok yani. Hem sen askerliğini yaptın mı?
İnanç:
-Yapmadım henüz.
Hayat:
-Askerlik yapmayana kız vermezler bilmiyor musun? Hem sen neyine güveniyorsun?
İnanç:
-Yaparım senin için.Yapmayacağım şey yok.
Hayat:
-Peki o zaman sen bugün onu araştır, askerlik zaten 6 ay, 2 yıl daha benim okulum var. Oldu 2.5 yıl daha bekle işte.
İnanç:
-Nasıl geçecek zaman?
Hayat:
-Çok kolay geçiyor. Benim öyle oldu mesela hastalandığımdan sonra aktı gitti resmen. Hangi ara ben böyle oldum onu bile anlamadım.
İnanç:
-Peki ne yapalım bekliyeceğiz artık.
Hayat:
-İyi sen bekle beni burada ben hemen bir koşu eve gidip geliyorum.
İnanç:
-Neden ki? Ne oldu?
Hayat:
-Canım öyle istiyor olamaz mı?
İnanç:
-İyi peki git ama çok gecikmeden gel.
Hayat:
-Evden birşey istiyor musun?
İnanç:
-Ne gibi?
Hayat:
-Hava soğuk ya o sebepten sordum yanlış anlama hemen.
İnanç:
-Sabah daha soğuktu. Ben buraya geldiğimde kar yağıyordu.
Hayat:
-He he biz de inandık. İstanbul'da yaşamasam bunca yıldır, inanırdım o da belki yani.
İnanç:
-Tabi sen geç kalktığın için karı görmen imkansız birşey.
Hayat:
-Sen bana şuan ne demek istiyorsun?
İnanç:
-Hiç, yani Can gelecek yakalanmadan gitsen mi artık diyorum.
Hayat:
-Bu soğukta?
İnanç:
-Eve gitmem lazım dedin. Yani gitmek istemiyorsan gitme ne yapalım yani?
Hayat:
-Senin bu restoranda kaç kişi çalışıyor?
İnanç:
-5, 6 kişi var.
Hayat:
-Koskoca restoranda?
İnanç:
-Nesi var? Önceden 8,10 kişiydi onlar izne ayrıldı.
Hayat:
-8-10 kişi de az. Koskoca restoran yani üstelik acil bir durumda kimse ortada yok.
İnanç:
-Sence kaç kişi olmalı, benim bulduğum personel bu kadar ne yapabilirim?
Hayat:
-Yani restoran büyük yani bir 20-30 kişi lazım en azından.
İnanç:
-Yok istersen bu kadar işçiye maaş vereceğimize, restoranı yıkıp yeniden yapalım daha iyi.
Hayat:
-Neden restoran açtın ki? Ben dedim sanki, bak bizim mahalleyi biraz olsun tanıyorsam yürümez burada restoran, haberin olsun yani.
İnanç:
-Sen ne dersen de bu restoran burada çok iyi iş yapar. Demedi deme.
Hayat:
-Nereden geldi aklına restoran açmak, hem restoranın var daha bir aşçın bile yok. İlla bir şey açmak istiyorsan küçük bir şeyden başlayabilirdin; yani bakkal açarsın, ne bilim bir milyoncu açarsın. Daha yatırımcı düşünebilirdin. Yani buraya kim gelsin durup dururken? Üstelik bizim mahallede herkes yemeğini kendi yapıp kendi yer. Böyle restoran falan da ayda yılda bir gelecekler diye burada gerek yok yani.
İnanç:
-Acaba tatlıcıya mı çevirsek?
Hayat:
-Sen tatlı yapamazsın bence.
İnanç:
-Ben ne yaparım sence?
Hayat:
-Bence yeme içme alanında bir şey yapma. Mahallede çevirdiğin işlerden sonra kimse senden içmek için bir su bile almaz.
İnanç:
-Neden ki?
Hayat:
-Ben bile seni tanıyamıyorum bazen. Yani hastaneye gönderdiğin yemekleri bile annemin zoruyla yedim. Sen herkes için çok şüpheli bir şahıssın yani haberin olsun.
Yorumlar
Yorum Gönder