İNANÇ VE HAYAT BÖLÜM 59:BİTMEYEN DERTLER
Hayat, uzun bir yolculuktan sonra dayısının yanına geldi. Dayısı hasta da olsa yüzündeki gülüşü hiç gizlemezdi. Hep beraber ev halkı kahvaltı yaparken annesi boş bulunup Hayat hakkında bir laf kaçırınca Hayat'ın lokmaları boğazına dizildi resmen. Anlayamıyordu, annesi yani her derdinde yanında olan kişi, nasıl olur da Hayat hakkında hiç acımadan böyle konuşabilirdi? Yani başkası böyle bir şey dese o kadar üzülmezdi belki de. Ama tabi insan hep yanında olan, sevgisini ve saygısını esirgemediği birisinden böyle bir şey duymayı hiç beklemezdi. Annesinin bunu söyleyip hemen ardından da "Alışmalı artık bu söylemlere" demesi Hayat'ın öyle bir sinirini bozmuştu ki hızlıca yemeğini yiyip masadan kalktı.
Masadan kalktıktan sonra epeyce bir süre annesinin yüzüne bakmadı. Annesi de üstüne gitmedi.
Birkaç saat sonra Hayat telefonunu şarj etti ve oynamaya başladı. Zaten bu ortamda yapabileceği pek bir şey yoktu maalesef. Hayat sakince telefonuyla oynarken yengesi ve kuzeni öğle yemeği için masayı hazırlamaya başladı. Yemek saatinin geldiğine inanamayan Hayat, etrafa bakmaya başladı.
Salondan çıkamazdı çünkü diğer odalar buz gibiydi. E tabi dayısı köyde oturduğundan ve köyde doğalgaz olmadığından dolayı salon hariç her yer buz gibiydi. Can bir odada uyuyordu ama Hayat sadece 2 dakika uzanıp kalktı. Nedense uyumayı hiç sevmiyordu çünkü köyde zaten az kalıyordu ve bu günlerin yarısını uyuyarak geçiremezdi.
Hayat böyle düşünürken eve anneannesinin arkadaşları geldi. Hayat, anneannesinin arkadaşlarını hiç sevmiyordu. Çünkü anneannesi Hayat'ın hastalığını bütün köye yaymıştı ve sırf hasta torun diye bahsediliyor diye Hayat'a bakan bir daha, bir daha ve gözlerine inanamayarak bir daha bakıyordu. Hayat,o an o ortamda bulunmamak için her şeyi yapardı. Çünkü her geldiğinde kendisine yöneltilen bu bakışlardan bıkmıştı. Hayat, insanların gözünde sıradan bir insan gibi olmak istiyordu, hastalıklı bir geçmişi olan eksik bir insan olmak istemiyordu. Ama maalesef ki köy insanı insana insan gibi bakamıyordu.
Gelenlerin ikisi daha laf ettikten sonra gittiler.
Derken bahçedeki küçük köpek bir tavuğu ısırarak sürüklemeye başladı. Tavuk çırpınarak kendini zar zor kurtarmaya çalıştı. Hayat'ın annesi ve anneannesi bağırarak köpeği durdurmaya çalıştılar. Ama köpek durmayınca Hayat'ın annesi köpeğin peşine düştü. Bir dayak alıp köpeğe fırlattığı sırada toprak kaydı ve annesi yere düştü. Yerden kalktı ve eve çıktığında perperişan haldeydi. Dayısı bu olayı duyunca köpeğe vurmaya gitti. Hayat'ın annesi ve yengesi ona engel olmak için son sürat bahçeye koştular.
Yemekte Hayat'la şakalaşan dayısı resmen sofranın neşesiydi.
Keyifle geniş aile akşam yemeği yedikten sonra dayısı ve yengesi az yorgun olduklarını söyleyip yattılar. Sonra misafir geldi ve dayısı uyandı.
Hayat, kaç senedir bir rahat olamıyordu. Dört sene önce de öbür dedesini kaybetmişti ve sanki her şey tekrar edercesine hiç rahat yok dercesine geçen sene tam üniversiteye başlamıştı rahat edecekti ne güzel ki vize sınavlarından önce dedesi vefat etmişti. Tam dedesinin acısını yeni yeni unutuyordu ki büyük dayısının karısı vefat etmiş ve bir ay aralıkla tekrar köye cenazeye gitmek zorunda kalmıştı. Sonra tam bu sene herşeyin düzeleceğine inanmıştı ki dayısı böyle oldu. 10 yaşından beri bu yaşadığı neydi? Bunları yaşayacağını bilse, sevdiklerini kaybedeğini bilse 10 sene önce kendi neden yaşamıştı? Neden komadayken tekrar hayata dönmüştü? Herşey daha ne kadar kötü olabilirdi ki? Onun iyileşmesi için herşeylerini feda eden insanlar, o hayata tutununca neden hayattan kopmuştu? Sevdiklerini bu şekilde görmek Hayat'ın en büyük cezasıydı belki de. Mezarlıklar hep içine bir sıkıntı verirdi. Belki de o sevdiği insanlar gidince yaşamayı hak etmiyordu. Ama şöyle de bir durum vardı ki Hayat farkında olmasa da hayatına giren insanları etkiliyordu.
Yorumlar
Yorum Gönder