BİRLİKTE BİR AKŞAM YEMEĞİ

Birlikte bir akşam yemeği
İnanç, eve gittikten ve Hayat'ın da eve gittiğinden emin olduktan sonra ertesi gün için planlar kurmaya başladı. Güzel planları vardı ama Hayat'ın anlık sinirle herşeyi mahvetmesi de olası bir durumdu. Dün parkta ne kadar ileri gidebileceğini ispatlamıştı nasıl olsa İnanç'ı kendinden soğutmak için yapmadığını bırakmadı ama İnanç tüm bunlara rağmen yine de Hayat'ı seviyordu.
Hayat, dün gecenin yorgunluğuyla yataktan zar zor kalktı. Bugün İnanç'ı görmek bile istemiyordu. Üstünü değiştirip kahvaltıya oturdu.
Annesi:
-Günaydın. Nasılsın kızım?
Hayat:
-İdare eder işte ne olsun.
Babası:
-Ne oldu ki?
Hayat:
-Yok birşey işte.
Can araya karıştı:
-Dün ne güzel bir gündü dimi? Bugün de çıkalım mı?
Hayat:
-Ben beğenmedim. O kadar da güzel değildi. Üstelik sen eve nasıl geldin?
Can:
-Sen benden daha önce çıktın İnanç abiyle. Ben geldiğimde de evde uyuyordun zaten.
Hayat:
-İnanç yoktu yanlış görmüşsün.
Can:
-Evet İnanç abi o kadar saklanmaya çalıştı ama benden kaçmaz.
Annesi:
-Bu kadar hoşunuza gittiyse bugün de çıkabilirsiniz. Yani izin veriyorum.
Hayat:
-Yok ne alaka? Çıkmayalım artı ben dün çıktığıma bile pişmanım yani.
Can:
-Tabi canım tabi... Biz de inandık. Uyurken İnanç diye sayıklıyordun ona ne diyeceksin?
Hayat:
-Ben... Yani uyurken en söylemeyeceğim kişinin adını mı sayıklıyordum? Valla beni dün çok sinirlendirdi ondan olabilir.
Can:
-Tabi tabi, ne demezsin?
Hayat:
-Neyse ya boşver daha çıkmayacağız zaten.
Can:
-Bence bu kadar emin olma. İnanç abi beni yine çağırdı. Gel erkek erkeğe konuşalım diyor.
Hayat:
-Bu İnanç da yani fazla oluyor artık. Ne konuşacakmışsınız? Konuşacak neyiniz var ki? Sen onun yaşıtı değilsin, bir şey değilsin. Ne istiyor ki senden, ne alaka yani?
Can:
-Abla tamam birşey demedim. Hem nedir 2 gündür bir yükselmeler falan noluyor?
Hayat:
-Sen İnanç'la konuşmaya gidecek misin peki?
Can:
-Tabiki yani adama o kadar söz verdim şimdi, gitmesem ayıp olur.
Hayat:
-Asıl gidersen kendini çok büyük bir ayıbın içinde bulursun, haberin olsun.
Can:
-Ne konuşabilir ki en fazla? Yani ne olabilir ki bu kadar ayıp olacak?
Hayat:
-Bilmiyorum İnanç bu herşey olabilir. Şahsen ben artık ilgilenmiyorum kendisiyle ve saçmalıklarıyla.
Can:
-İlgilenmediğin gerçekten o kadar belli ki şaşırdım kaldım.
Hayat:
-Sen ne diyorsun?
Can:
-Senin için İnanç abiyle aramı bozamam yani kusura bakma.
Hayat:
-Aranızı bozmak gibi bir niyetim yok. Uyarıyorum sadece dikkat et bu İnanç'a kendini çok kaptırma.
Can:
-Kendini çok kaptırma ne yani? Altı üstü konuşmaya gidiyoruz. Yani en fazla ne olabilir ki?
Hayat:
-İnanç bu herşey olabilir, sonra kendini kurtaramazsın da.
Can:
-Senin gibi mi?
Hayat:
-Ne alaka? Benim bir şeyim yok. Ama İnanç'ın........
Can:
-Eee..... Sen ne dersen de ben konuşmaya gidicem biliyorsun dimi?
Hayat:
-Can, bak bu sefer dinle beni, gitme tamam mı?
Can:
-Adama söz verdim anlıyor musun söz yani? Gerçi sen genelde sözlerini tutmadığın için nereden bileceksin?
Hayat:
-Ay inanmıyorum. Ne kadar kötü bir ablaymışım ben, tamam git görüş ama sen madem ki İnanç'la görüşüyorsun ben de Gül'ü çağırırım.
Can:
-Tamam müsaadenle ben gidiyorum artık.
Can gitti. Hayat da üst kata çıkıp Gül'ü çağırdı.
Gül:
-Ne oldu hayırdır Hayat?
Hayat:
-Buluşmamız lazım.
Gül:
-Tamam da mevzu ne?
Hayat:
-Can ve İnanç birlikte konuşuyor. 
Gül:
-E ne olmuş yani? Kardeşinle kimse konuşamaz mı? Gerçi benim kardeşim yok bilmiyorum o mevzuları kusura bakma.
Hayat:
-Özür dilerim Gül.
Gül kapıyı kapattı. Hayat yapayalnız kalmıştı. Gerçi İnanç gibi bir saçma sapan arkadaşının olmasından daha iyiydi yalnızlığı. 
Hayat yanında konuşacak kimse olmadığı için kendi kendine tartışmaya başladı:
-Offf İnanç ya ne vardı sanki mahalleye geldin beni gözlemek için özel hayatıma nereden girdin? Offf İnanç ya senin yüzünden mahalledeki herkesin gözünden düştüm. Bari mutlu mudur şimdi? Offf ya neyse İnanç'ın kendisi de sevgisi de yalan olduğuna göre ben en iyisi ders çalışayım biraz.
Hayat masaya geçti. Kitaplarını alıp 45 dakikalık zaman tutarak soru çözmeye başladı. Derken telefon çaldı. Çalan telefonu açan Hayat:
-Ya kimsiniz ya? Tam motive oldum ders çalışıcam ne diye arıyorsunuz?
Telefondaki ses:
-Hayat bir aşağı gelir misin?
Hayat:
-Anlamadın galiba, ders çalışmam gerek. Ders çalışmama karşı mı herkes? Bismillah masaya yeni oturduk ya!
Telefondaki ses:
-Peki, tamam. İyi çalışmalar sana.
Hayat telefonu kapatıp tekrar kitabına döndü.
Hayat:
-Of ne çalışıyordum ben ya? Unuttum ya ben hep diyorum zaten dersin içine yapıp gidiyorlar. Aha bütün çalışma motivasyonum çöktü. Off Allah'ım ya, yalnız neden aşağı çağırdı ki? Tamam bir inip bakayım en iyisi.
Hayat, korka korka ayakkabılarını giyerek aşağı indi. Aşağı indiğinde İnanç'ı bahçede görünce çok şaşırdı.
Hayat:
-Senin ne işin var burada?
İnanç:
-Sana sürpriz yaptım.
Hayat:
-Aman ne sürpriz ne sürpriz? Ders çalışmam gerekiyordu şuan. Ama maşallah sen karşımda olduğun müddetçe ders mers hayal bana.
İnanç:
-Bana da sen hayaldin başlarda ama oluyormuş demek. 
Hayat:
-Ya sen neden hayal dünyasında yaşıyorsun ki? Burası gerçek dünya burada bütün kötü şeyler olabilir.
İnanç:
-İyi şeyler de olabilir ama? Hayaller gerçek de olabilir belki?
Hayat:
-Of, tamam İnanç, sana kızmam için zorluyorsun fark ettim ama kızmıyorum tamam mı? Gidiyorum ders çalışmam lazım.
İnanç:
-Bir şeyler mi yesek?
Hayat:
-Of İnanç ya tamam gidiyorum.
İnanç:
-Nereye gidiyorsun?
Hayat:
-Fiziğe gidiyorum mesela hani benim de hayatım var ya, yapmam gereken şeyler var ya.
İnanç:
-Peki, öyle olsun. Kaç tabi, senden de bu beklenir.
Hayat:
-Ya Allah aşkına sen iyi misin? Ya bu mahalle yaramadı sana da görüyor musun? 
İnanç:
-Belki de birileri yüzündendir.
Hayat:
-Adam olmaya niyetin yoksa suçu ona buna atmana gerek yok. Herkes kendi yoluna bakar. Sen de azıcık müsaade edersen ben de kendi yoluma bakayım artık.
İnanç:
-Git diyorsun yani. Neden benim burada olmamı kabullenemiyorsun?
Hayat sustu.
İnanç:
-Gelir misin az?
Hayat:
-Nereye gidiyoruz?
İnanç:
-İşte o sürpriz.
İnanç arabasına bindi ve Hayat'a da kapı açtı. 
Hayat:
-Ya bak aklında ne var bilmiyorum ama biz ne yapıyoruz şuan?
İnanç:
-Ya bak bir kere de bir şeyi sorgulamadan sadece bana uy ya! Valla çıldıracağım?
Hayat:
-Peki tamam da ne yapayım merak ettim.
İnanç:
-Çok merak insana zarar verir biliyor musun?
Hayat:
-İnanç sen nereye gideceğimizi biliyor musun?
İnanç:
-Bilmiyorum tamam mı? Ayrıca bu yol nereye gider hiçbir fikrim yok ama yolun sonunda sen varsan çok sorgulamıyorum tamam mı?
Hayat çok etkilendi. Hayat:
-İnanç, sen nasıl bir adamsın ya?
İnanç:
-Biraz gıcık bir adamım biliyorum.
Hayat:
-Gerçekten çok değişik bir adamsın.
İnanç:
-Bak bunu bilmiyordum neyse geldik.
Araba çok lüks bir restoranın kapısında durdu. Restoranın her bir yanı bayram havasında süslemelerle doluydu.
Hayat:
-İnanç, bizim burada ne işimiz var? 
İnanç:
-Karnımız acıkmadı mı? Yemek yemek için durduk. Gel içeriye geçelim.
İçerisi bomboştu. 
Hayat:
-İnanç, burası neden boş? Çok güzel bir restorana benziyordu önceden.
İnanç:
-Yani öyle bir bakıma belki biz geleceğiz diye boştur.
Hayat:
-Öyle saçma şey mi olur ya? Gerçi sen burada çalışan adamları da bir şekilde tehdit etmiş olabilirsin. Sonuçta sen alışmışsın bu tarz insanları tehdit ederek hayatlarından etmeye alışmışsın.
İnanç:
-Ben öyle kötü bir adam mıyım?
Hayat:
-Çözemedim nasıl bir adamsın sen ya? 
İnanç:
-Gel ilk önce yemek yiyelim sonra düşünürüz.
Hayat:
-Farkında mısın bilmiyorum ama burada kimse yok. Korku filmi yaşıyoruz sanki.
İnanç:
-Korktun mu? Bak ben buradayım korkacak bir şey yok.
Hayat:
-Tabi canım tabi. Sen korkmuyorsun sanki? Her yer kapkaranlık ve hiç kimse yok.
İnanç:
-Anlamadığım şey sen karanlıktan mı yoksa burada kimsenin olmamasından mı korkuyorsun şuan?
Hayat:
-Sen korkmuyor musun sanki? Ne yapacağımıza dair bir fikrin var mı?
İnanç:
-Tabi sen geç otur, ben etrafa bakayım.
Hayat:
-Hayatta olmaz. 
İnanç:
-Neden?
Hayat:
-Çünkü baksana zaten hiç kimse yok bari birbirimizi kaybetmeyelim. 
İnanç:
-İyi peki, gel beraber etrafa bakalım.
Hayat:
-Tamam. 
İnanç ve Hayat karanlıkta mutfağa girdi. İnanç bir şeyler ararken Hayat yanlışlıkla ocağı açtı ve kısa süre içinde parmağı yandı.
Hayat:
-Ayyyy! Anam!
İnanç:
-Ne oldu? Bir şey mi buldun?
Hayat:
-Ay sanırım parmağım yandı. Offf çok acıyor.
İnanç:
-İyi misin? Nasıl becerdin kendine zarar vermeyi? Üstelik bu karanlıkta yani?
Hayat:
-Yanlışlıkla ocağı açtım, görünmüyor zaten. Yanlışlıkla üstüne elimi koyunca da uff.... Çok acıyor.
İnanç:
-Neyse en azından ocağı bulmayı başardın. Bu da büyük bir başarı üzme kendini.
Hayat:
-Parmağım yandı diyorum bunun acısına nasıl üzülmeyeyim?
İnanç:
-Dur şurada limon falan bulursak tutarız parmağına, acısını alır.
Hayat:
-Limon ne alaka ya? Buz tutsak olmaz mı?
İnanç:
-Buzdolabını bulabilirsek o da olur ama şuan limon bulsak yeter.
Hayat:
-Telefonum nerede?
İnanç:
-Bilmiyorum çantandadır büyük ihtimal. Bu kadınların çantasında yok yok zaten habire başlarına iş açtıkları için.
Hayat:
-Bırak bana laf sokmayı ayrıca başımıza ne geldiyse senin yüzünden geldi. Üstelik senin telefonun nerede?
İnanç:
-Nerede olacak cebimde yani?
Hayat:
-E çıkar da telefonun ışığını açsana bu karanlıkta birşey bulmamız imkansız.
İnanç:
-Çok mu korktun gerçekten? Ama iyi düşündün tebrikler. Şey telefonum nerede biliyor musun?
Hayat:
-Arabada deme sakın!
İnanç:
-Yok arabada değil ama çok da emin değilim tabii.
Hayat:
-Of İnanç ya şimdi telefonun nerede gerçekten bilmiyor musun? Offf tamam çantam şurada olacaktı. Ben alırım.
İnanç:
-Dikkat et düşme sakın. 
Hayat:
-Bir sus rica ediyorum bir sus artık ya!
Hayat, masaların oradan dikkatli bir şekilde geçerek elleriyle çantasını yokladı.
İnanç:
-Buldun mu?
Hayat:
-Bir dakika, bulmak üzereyim.
İnanç:
-Tabi ben demiştim, çantan çok dolu dimi? E tabi kadınların çantasından birşey bulmak, bulmaca çözmek gibi birşey.
Hayat:
-İnanç, ne kadar boş yaptın ya? Valla seninle bir yola çıktığıma çıkacağıma pişman oldum şuan.
Hâh buldum işte.
İnanç:
-Telefonunu mu buldun?
Hayat:
-Yok, başka birşey arıyordum ya? Allah'ım yarabbim ya sen akıl fikir ver.
İnanç:
-Amin de ne buldun?
Hayat:
-Telefonumu.
İnanç:
-Ben de birşey sanmıştım ya. Ciddi misin?
Hayat:
-İnanç, açlık başına vurdu galiba? Telefonumu buldum tabi.
İnanç:
-Eee, ışığını açsana!
Hayat:
-Bana emir kipi kullanma tamam mı? Açacağım herhalde ben çok mu meraklıyım sanki seninle bir restoranda karanlıkta kalmaya? Üstelik senin yüzünden parmağım yandı hatırlatırım.
İnanç:
-Tabi canım eminim benim yüzümdendir. Ben sakarım demiyorsun da.
Hayat:
-Of parmağım çok acıyor. Sende sürekli bir tartışma peşindesin. 
İnanç:
-Sanki ben mi sakatladım seni? İki dakika arkamı döndüm sadece. Nereden bileyim senin kaza çıkaracağını?
Hayat:
-En azından senin yaptığın kazalar gibi büyük kazalara neden olmuyorum tamam mı?
İnanç:
-Ne alaka benim kaza yaptığım nerede görülmüş?
Hayat:
-Tabi canım sen hiç kaza yapmazsın sen çok dikkatli şoförsün, ondan ambulansla direkt yoğun bakıma alındın zaten. Az daha ölüyordun biliyor musun?
İnanç:
-Biliyorum çok üzüldün dimi?
Hayat:
-Üzüldüm tabi. Yani sen de neden araç kullanırken dikkat etmiyorsun ki? Aklın neredeydi? Sonra herkes seninle ben hastaneye geldim diye olayı benden biliyor, Can bile beni sorguladı biliyor musun? Bunca yıllık kardeşim bile şüphe etti benden?
İnanç:
-Özür dilerim. Ama seni başkasıyla görünce hayatım başıma yıkıldı resmen.
Kardeşin olduğunu hiç söylemedin ki? Ben de seni benim gibi tek çocuk olarak düşündüm.
Hayat:
-Doğru söylemedim. Çünkü bu kadar önemli olacağını düşünmedim. Hem ayrıca senin zaten bilmen gerekmiyor muydu? Hani beni takip etmek için seni gönderen kişi illaki ailemden bahsetmiştir yani. 
İnanç:
-Bana sadece şu mahallede şu kızı takibe al denildi. Ailen varmış yokmuş çok önemli değil ajanlıkta böyle şeyler. Mesela benim ailem yok hiç te olmadı zaten.
Hayat:
-Ya kendini kimsesiz hissetme. Yani sevmiyorsan işini de bırak ayrıca sen artık kimsesiz değilsin. Arkanda kocaman bir mahalle var. Mahalleden öte ben varım.
İnanç:
-Gerçekten mi Hayat? Ciddi misin şuan?
Hayat:
-Evet İnanç yalnız hissetme tamam mı?
İnanç:
-Sen öyle diyorsan, yani bana laf düşmez. Çok güzel bir yemek olacaktı ama elektrik gitmeseydi keşke.
Hayat:
-Sorun yok. İyiyim ben parmağımın acısı dışında.
İnanç:
-Öpeyim de geçsin.
Hayat:
-Gerek yok geçti bile. Uykum geldi sadece ne yapıcaz?
İnanç:
-Yatıp uyuyacaz. Bu nasıl bir soru?
Hayat:
-İnanabiliyor musun? Bu kadar saat geçti kimse de arayıp sormadı? 
Hayat telefonunu eline alıp tekrar tekrar kontrol etti. Hayat:
-Ay şarjım bitmiş.
İnanç:
-Arayan soran yok ama dimi? 
Hayat:
-İnanç, ne yapıcaz? Şarjım bitmiş, kimseye de haber veremeyiz. Kaldık burada iyi mi?
İnanç:
-Hayat, sakin, telaş yapmanın bize bir getirisi yok.
Hayat:
-Ne demek telaş yapma? Kaldık burada görmüyor musun?
İnanç:
-Görüyorum ama sakin olmaktan başka ne yapabiliriz şu durumda.
Hayat:
-Arabaya geçelim, gidelim buradan.
İnanç:
-Gecenin bu saati? Üstelik restoran kapıları kapalıyken buradan nasıl çıkabiliriz?
Hayat:
-İlginç olan da bu, kapılar kapalı ama içeride bizden başka kimse yok. Ya çıldırıcam! Sabah olunca bizi burada bulunca da yok hırsızlık falan tutuklayacaklar bizi sen nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun aklım almıyor? 
İnanç:
-Emin ol ben de senin kadar korkuyorum ama aramızdan birisinin sakin kalması gerek. 
Hayat:
-Tebrik ederim çok güzel sakin kalıyorsun ama çözümün yok işte bu duruma. Ne yapıcaz şimdi?
İnanç:
-Sabaha kadar beklemekten başka çaremiz yok.
Hayat:
-Sabahı bulabilirsek tabi. 
İnanç:
-Ne demek istiyorsun? Bir gecede ne olabilir ki?
Hayat:
-Bu işin sonu hiç iyi bitmiyor valla sabaha kadar ya hastanede ya hapiste olacağız en iyisi ölelim kurtulalım.
İnanç:
-Hayat, bak ben de emin ol senden daha fazla korkuyorum ama yani yarın sabah kendimizi açıklamadan bir yere tıkıcaklarını sanmıyorum.
Hayat:
-Öyle mi diyorsun?
İnanç:
-Evet öyle diyorum. Hem sen merak etme. Öyle bir şey olursa da ben senin yerine yatarım.
Hayat:
-İnanç, birbirimizi sevmemiz için illa bir yerde tıkılı kalmamız mı gerekiyordu?
İnanç:
-Esasında belki tıkılı kalmamışızdır?
Hayat:
-Ne yani İnanç, bak bir daha yalan söyledim falan deme, valla bir gecede öldüm öldüm dirildim.
İnanç:
-Abartmıyor musun?
Hayat:
-İnanç, sana söylediğim bütün güzel şeyleri unut valla bu işin içinde bir bit yeniği var ama hadi hayırlısı. 
İnanç:
-Hayat, uyusak mı artık?
Hayat:
-Ne uyuması İnanç ya? Bak burada kapalı kaldık ve yani perde falan da yok valla sokakta ne olsa görüyoruz ve ben bu ortamda uyuyamam.
İnanç:
-Peki o zaman ama yarın erken kalkmamız gerek.
Hayat:
-Biz artık burada kaldık, yarın çıkacağımızı düşünüyorsan yanılıyorsun. Kaldık işte of ya. Bir daha sana uyup da bir yere gelirsem...... Tamam devamını getirmiyorum.
İnanç:
-İstersen sen içerideki yatakta yat, burada rahat edemem diyorsan, ben buradayım.
Hayat:
-Hayatta olmaz İnanç. Birlikte girdik biz buraya, birlikte olmamız lazım. Yoksa çıkışı bir türlü bulamayız.
İnanç:
-Yalnız kalmaktan da ne kadar korkuyorsun ya? Mahallenin yalnız kızıydın bir de.... Valla alemsin ya😂🤣😂🤣😂
Hayat:
-Yalnız kalmak öyle birşey ki hem çok kötü hem de bazen bazı durumlarda çok iyi bir şey. Hem sen bana niye bu kadar gülüyorsun ki bugün? Zaten parmağım yandı, çok acıyor, sinirim bozuk yeterince, habire üstüme gelme artık.
İnanç:
-Üstüne mi geliyorum ay kusura bakma ya daha önce birisiyle bir yerde tıkılı kalmadığım için bilmiyorum.
Hayat:
-Ya zaten biz bu restoranda nasıl tıkılı kaldık ya? Keşke gelmeseydik, daha önce keşke başkasıyla gelseydin buraya? Hayır yani, mahalleden başka arkadaşlarınla da gelseydin keşke. Neden ilk ben? Tamam anladım sizin kökten geliyor. Amcan da beni deneme tahtası olarak kullanıp sonra da iyileşirsin ayağına dünyaya geri saldı. Sen de şimdi yapıyorsun yapacağını. Nerede benim hayatım? Sizin elinizde oyuncak gibi sallanıp duruyor. Ayıp ya.
İnanç:
-Hayat, bak.
Hayat:
-Hayır, İnanç amacınız ne sizin? Bir söylesene? Ne amaçlıyorsunuz?
İnanç:
-Hayat, amcamı bilmiyorum ama.....benim amacım kesinlikle seni üzmek değildi emin olabilirsin.
Hayat:
-İnanç biz buradan sağ çıkacak mıyız? 
İnanç:
-Evet, emin olabilirsin. Sana söz hiçbir şey olmayacak.
Hayat:
-Parmağım yandı daha ne olacak? Ya baksana en sevdiğim serçe parmağım tanınamaz hâlde.
İnanç:
-En sevdiğim parmağım derken? Organların arasında sevgi ayrımı mı yapıyorsun?
Hayat:
-Ha ha 😂😂🤣😂 çok komik gerçekten. Üstelik organlarıma olan sevgim de seni hiç ilgilendirmez. Hasta olan daha önceliklidir her zaman. 
İnanç:
-Bence de. Hasta olan daha kıymetlidir, senin gibi. Mahallede bir sürü genç kız var ama hiçbiri senin gibi olamaz benim gözümde.
Hayat utandı.
İnanç:
-Ama bu doğru, hasta olan hep daha güzel oluyor.
Hayat:
-İnanç, tamam midem kalktı.
İnanç:
-Miden mi bulanıyor, tuvalet hemen koridorun sonunda, yardım edeyim sana.
Lavaboya girer girmez Hayat'ın midesi öyle bir boşaldı ki az kalsın Hayat lavaboya düşecekti. Kustuktan sonra ellerini ve yüzünü yıkadıktan sonra lavabodan çıkan Hayat'ın rengi kıpkırmızıydı. 
İnanç:
-İyi misin Hayat? 
Hayat:
-İyiyim yok birşey. İçerisi biraz pis oldu ama.
İnanç:
-Sorun yok temizlerim sonra. Sen iyisin dimi? Bir doktora falan mı götürsek?
Hayat:
-İnanç, sen iyi misin? Biz buradan çıkabiliyor muyuz ki doktora gitmekten falan bahsediyorsun? Üstelik sen burayı nasıl bu kadar iyi biliyorsun?
İnanç:
-Ben buraya çok sık geliyorum çünkü. Her yerini bilmem bu yüzden.
********
Öğle vakti geldiğinde Can da restoranın önünde bağırmaya başladı:
-İnanç abi! İnanç abi?
Hayat:
-İnanç bak Can geldi. Seni çağırıyor. İnanç, kalksana ya.
Hayat kalkıp İnanç'ı aramaya başladı. 
-İnanç neredesin ya?
İnanç:
-Buradayım. Yüzümü yıkayıp geliyorum.
Hayat:
-Can seni çağırıyor?
İnanç:
-Bulmuşlar mı bizi?
Hayat'ın gözüne "İNANÇ Usta'nın yeri" yazısı takıldı. Hayat:
-İnanç?
İnanç:
-Efendim canım?
Hayat:
-Bana bir açıklama borçlusun. Bilerek bizi buraya kilitledin dimi?
İnanç mahcup bir şekilde:
-Şey.... Yani Hayat...Açıklayabilirim.
Hayat:
-Yazıklar olsun sana İnanç ya, dün gece o kadar korkun da numaraydı dimi? Ama hakkını vermek lazım iyi oyuncuymuşsun.
İnanç:
-Hayat, şey senin anladığın gibi bir şey yok. Açıklayabilirim.
Hayat:
-İnanç, tüm bu olanların düzgün bir açıklaması olabileceğine inanıyor musun gerçekten? Sen ben hastayım diye beni salak mı zannediyorsun?
İnanç:
-Hayat bak yok öyle birşey. Dün gece biz buraya geldiğimizde elektrik kesilmiş. Kapılar da yani elektrik olmadığı için kilitlenmiş. Yani benim suçum yok. 
Hayat:
-Tabi canım biz de inandık. Başbaşa kalmak için numara yaptım demiyor da. İşin gücün numara çevirmek. Hep bir numara peşindesin.
İnanç:
-Hayat bak ister inan ister inanma durum bu tamam mı? Hem böyle olmasaydı belki hiç birlikte olamayabilirdik.
Hayat:
-İnanç birlikte olmak istiyorsan illa bir oyun çevirmene gerek yok tamam mı? Bazı şeylerde ısrar etmenin manası yok.
İnanç:
-Tamam haklısın, özür dilerim. Ama gördüğün gibi hiçbir şey olmadı. 
Hayat:
-İlla bir şey mi olması gerekti? Daha ne olmasını bekliyordun ki, parmağım yandı benim canım gitti, sence bir şey demek için illa birimizin ölmesi falan mı gerekiyordu?
İnanç:
-Tamam doğru parmağın yandı ama benim yüzümden değil, tamamen senin suçun. Üstelik dün gece senin de söylediğin üzere kendi suçunu başkalarının üzerine atmamalısın.
Hayat:
-Of bir kere de suçunu kabul et ya. Tamam ben suçluyum desen ölür müsün?
İnanç:
-Parmağının yanması senin suçun bir kere, ben sana orada otur dedim yani dinleyip de uslu uslu otursaydın parmağın yanmazdı. Ne diye beni takip ediyorsun ki?
Hayat:
-O anki korkuyla ne yaptığımı biliyor muyum sence?
İnanç:
-Neyse şimdi beni dinle. Bak Can geldi sen arka odaya saklan, bizi bir arada görmesin.
Hayat:
-Neden saklanıyoruz ki?
İnanç:
-Tüm gece eve gitmedin, seni burada görürse başımız ciddi belaya girer çünkü.
Hayat:
-Hani hiçbirşey olmayacaktı?
İnanç:
-Hayat bak yine birşey olmayacak ama seni zor durumda bırakmamak için senin şimdi arka odaya saklanıp hiç sesini çıkarmaman gerekiyor. Can'ı ben oyalayıp gönderirim zaten. 
Hayat:
-İyi madem ustam. Ben geçiyorum o halde. Göz kırptı.
İnanç:
-Hayırdır usta falan?
Hayat:
-İnanç Usta'nın yerindeyiz sonuç olarak.
İnanç:
-Can geliyor, saklan çabuk.
Hayat, arka odaya girdi. Kapıyı kapatıp oturdu.
Can da İnanç'ın yanına geldi.
Can:
-Ustam bir şey soracağım.
İnanç:
-Tabi Can. Hayırdır inşallah.
Can:
-Ablamı gördün mü? Dün gece eve gelmedi de. 
İnanç:
-Iıı, şey bilmiyorum ki Can. Belki Gül'le birliktedir.
Can:
-Gül'e de sordum sabah, o da bilmiyor. Kim bilir nerede?
İnanç:
-Kim bilir? Belki de sizden saklanıyordur.
Can:
-Ablam kayıpken içimden bir şey yapmak gelmiyor. 
İnanç:
-O zaman ablan bulununcaya kadar izinlisin.
Can:
-El ilanı falan mı hazırlasak ablamı gören biri illaki vardır.
İnanç:
-Belki de ablan kafa dağıtmak için yine dağ evine gitmiştir.
Can:
-Baktım oraya ama doğru belki tekrar oraya bakmalıyım.
İnanç:
-İnşallah bulursun. Yani ablan ne kadar uzaklaşabilir ki zaten ders çalışması lazım.
Can:
-Ablamla yakın zamanda konuştun galiba?
İnanç:
-Yok ya, ablanla ne konuşucağım? Sınavlar yaklaşıyor ya o manada dedim.
Can:
-Ne bilim en son evde ders çalışıyordu da. Eve gelen birisi kaçırmış olmasın!
İnanç:
-Eve kim girebilir ki yani belki ablan az hava almak için dışarı çıktı.
Can:
-Az hava almak için ve bunca saat ortada yok öyle mi?
İnanç:
-Yani, ablanı biliyorsun. Birşeye kızınca uzunca bir süre trip atıyor. Geçen ne zamandı parmağı yanmış, ay parmağım diye diye sabahı zor etti.
Can:
-Abi sen rüya mı gördün?
İnanç:
-Bilmiyorum rüya mıydı gerçek miydi?
Can:
-Sen de mi rüyalarında ablamı görüyorsun?
İnanç:
-Sadece rüya olsa yine iyi gerçekte de görüyorum.
Can:
-Dün akşam neden gelmedi biliyor musun?
İnanç:
-Bilmiyorum dedim ya Can. Neyi sorguluyorsun?
Can:
-Belki dedim acaba dün gece birlikte miydiniz falan da? 
İnanç:
-Tabiki, hayır ne birlikte olması. Ben ablanla birlikte olacağım ha? Duy da inanma.
Can:
-Dün akşam burası neden kapalıydı?
İnanç:
-Dün elektrikler yoktu ya. Kimse gelmedi.
Can:
-Neyse abi, ablamdan haber alırsan mutlaka haber et.
İnanç:
-Tabiki Can görürsem haber veririm.
Can:
-Ben bugün izinli miyim? Gideyim mi?
İnanç:
-Evet Can izinlisin bugün. Git dinlen bir hafta.
Can:
-Sağol abi. Haydi kolay gelsin sana.
Can gitti. İnanç sıkıntıyla bir nefes verdi. Hayat'ın yanına giderek:
-Senin yüzünden başıma gelmeyen kalmadı. Can az daha anlayacaktı burada olduğunu.
Hayat:
-Benim yüzümden değil tüm suç senin ben sana gel restorana gidelim falan demedim sen getirdin beni buraya. Artı Can az daha anlayacaktı çünkü parmağımın yandığını öyle bir söylüyorsun ki. Böyle pişkinlik yok ya.
İnanç:
-E haberi olsun biraz ablasından diye dedim.
Hayat:
-İnanç milletin aile ilişkilerine karışmak sana zevk falan mı veriyor? Sanane yani arası iyi, arası kötü bu tamamen kardeşler arasında bir mevzu.
İnanç:
-Ya seninle bir daha yola çıkarsam.................. Dün akşam da dırdırdır kafamı şişirdin. Yok o öyle olmaz yok bu böyle olmaz, herşeyi sen biliyorsun dimi?
Hayat:
-İnanç, sen neyine güveniyorsun? Ben gerçekten anlamıyorum? Dün akşam herşey senin yüzünden oldu ve hâlâ dırdır eden ben oldum maalesef. Üstelik ben sana senin bana karıştığından çok karışmadım tamam mı?
İnanç:
-Tamam şuan kavga etmenin hiç sırası değil. Sakinleşelim biraz.
Hayat:
-Bozuk saat bile günde 2 defa doğruyu söyler. Evet doğru söylüyorsun. Ama çözüm var mı? Tabiki yok.
İnanç:
-Hayat, beni küçük düşürmek hoşuna gidiyor herhalde neyin intikamı bu?
Hayat:
-Amcanın intikamı mesela, ama tabi hem amcandan hem senden alınacak çok intikam var daha.
İnanç:
-Daha yapacaklarım geride desene.
Hayat:
-Aynen öyle. Sen Can'ı nasıl işe aldın?
İnanç:
-Çok kolay bir şekilde. Can buraya geldi arkadaşlarıyla. Ben çalışırım falan derken benim de elemana ihtiyacım var dedim Can da yanımda çalışmak istedi.
Hayat:
-Tanımadan aldın yani?
İnanç:
-Evet zaten çıraklık yaparken tanımama çok gerek de yok zaten.
Hayat:
-Peki tanısan benim kardeşim olduğunu bilsen yine de işe alır mıydın?
İnanç:
-Tabiki. Çırak çıraktır sonuç olarak.
Hayat:
-Peki beni de alır mısın işe?
İnanç:
-Hayat sen burada çalışamazsın?
Hayat:
-Neden?
İnanç:
-Artı çalışıp da ne yapacaksın?
Hayat:
-Para kazanacağım işte.
İnanç:
-Ya okulun ne olacak?
Hayat:
-Açıktan okuyorum ya hani ben. Sorun olmaz.
İnanç:
-Sen daha 1 gecede korkudan gidiyordun, bir ömür burada çalışmayı nasıl düşünüyorsun?
Hayat:
-Alışırım elbet.
İnanç:
-Olmaz izin vermiyorum,çalışamazsın.
Hayat:
-Ama niye, bu ayrımcılık?
İnanç:
-Hayat çünkü sen çok narinsin. Dün gece parmağının ucunu azıcık yaktın diye sabahı zor ettin. Mutfak sana göre değil. Hem artı burası artık senin de mekanın yani. İnsan kendi mekanında çalışamaz.
Hayat kendini tutamayıp İnanç'a sarıldı.
Hayat:
-Ya İnanç, iyi ki varsın❤️♥️❤️. Bundan sonra hiç kavga etmeyelim.
İnanç:
-Sende iyi ki varsın canım❤️♥️❤️♥️❤️. Artı ben kavga etmiyorum takılıyorum sadece. Sen yanlış anlıyorsun.
Hayat:
-İnanç!
İnanç:
-Tamam tamam sustum.









Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İNANÇ VE HAYAT BÖLÜM 40: SEBEBİ YOK SEVGİMİZİN

İNANÇ VE HAYAT BÖLÜM 50; HAYAL VE GERÇEK

İNANÇ VE HAYAT BÖLÜM 49: BİR SEN ÖNEMLİSİN ARTIK